İsteklerim çok az kalırdı zamane insanlarına göre. Karşılıklı birer kahve içmek ne zamandan beri bu kadar gerçekleştirilmesi zor bir eylem oldu?
Ama senin o hareketli hayatında benim yerim yoktu.
Henüz kendini genç bir adam zannederken bir oğlan çocuğundan hallice olduğunun farkında değilsin üstelik. Olsun. Sende öğrenirsin belki yaşın gelince 50ye.
Bir insana umut verip bir şey olmamış gibi davranmanın ne kadar büyük orospu çocukluğu olduğunu elbet öğrenirsin. Aynısını yaşadığında.
Temennim biraz büyüyüp bunları kendi gözlerinle pişman olmadan görmen.
Zira ben sana ne zaman baksam pişmanlıktan öte bir şey bir şey değilsin.

parcalibulutluyumm:

Dipteyim.
Kulaç atmıyor kollarım. Bedenimi yukarıya çekmeye çalışan omuzlarım ve bacaklarım da yok. Kabullendik.
Bütün uzuvlarımla beraber, biz, dibi kabullendik.
Etrafta insanlar kalmayacak şekilde indik dibe. Yankılanan sesime “bu sefer başardık.” diyorum sürekli.
Bildiğim tek şey, daha fazla batmayacağım.
Batamam. Çünkü; bu gemi alabileceği kadar suyu aldı zaten.
Yukarıya çıkmak için avuç içleri sıcak bir adam bekliyorum.
Aradığım tek kriter avuç içleri sıcak bi adam.
Boğuluyorum. Gelsin ve bana nefes aldırsın.

Bu bir yolculuk. Bi'nevi kaçmak:insanlardan.

Kalk. Değiştir üstünü. Telefonunu, anahtarını, gözlüğünü, sigara ve çakmağını masanın üzerine bırak. Sana ait ne varsa o evde kalacak.
Geri dönmeyeceğiz.
Zaten geri döndürecek kadar, senin için önemli biri var mı? Benim için yok.
Al biletimizi. Nereye olduğunun bir önemi yok. Ülke ülke, şehir şehir, adım adım gezeceğiz bu dünyayı.
Hatta belki şansımız döner de, ölmeden bu gezegenden de kaçar gideriz.

Kıyafetlerimizi otobüsten, trenden, uçaktan her ne ise ulaşım aracımız iner inmez en yakındaki mağaza da değiştirip eskilerini atarız. Çanta taşımak yok.
Çünkü çanta geri dönmesi gereken, gitmesi gereken, yanında bir şeyler taşıması gerekenler için.
Biz, seninle, ne geri döneriz ne gitmemiz gerektiği için gideriz ne de yanımızda birbirimizden başka bir şeye ihtiyaç duyarız.

Fotoğraf bile çekinmeyiz. Gözde tarihi eserlerin önündeki ucuz şipşak fotoğraflardan bile.
Fotoğraf bizi belgeler çünkü.
Fotoğraf; o tarihte, orada, birlikte olduğumuzu belgeler. Buna ihtiyacımız yok bizim.
Zihnimiz her şeyi bizim için bir bir depo eder.
Hem mesela sen evini arkaya alarak fotoğraf çekinir misin? Bu benim, der gibi.
Bu gezegen de bizim. Seninle benim.

Hiçbir zaman evimiz olmaz mesela. Arabamız olmaz. Bi kimliğimiz olmaz. Oy kullanmayız.
Bizi bi yere aitlik eki olarak belgeleyen hiçbir evrakla işimiz olmaz.

Hiç parfüm sıkmayız. Hiçbir yerde izimizi bırakmayız. ‘Kokumuzu bile.’

Restaurantlar da yemek yemeyiz. Kasada ismimiz olmaz, mekan kameralarında olmayız hiç. Seyyar satıcılar mutfağımız olur bizim.

Günboyu konuşmayız gerekmedikçe. Bazen günlerce.
Ama elimizde şarap oldu mu, şişeyi yarıladık mı, kentin en tepe yerlerinde o ışıklı yüksek binaları izlerken konuşuruz saatlerce. Gündem hariç her şeyden.
Sonra uzatırım ayaklarımı, yatarsın dizlerime, diz kapaklarıma kendi yuvanmış gibi sarılarak.

Günümüz aymaz mesela. Biz, seninle, çıktık mı o yola. Gün hiç kararmaz zaten bize.
Bütün caddeler, sokaklar, yer, gök, uçsuz bucaksız denizler, dağlar bizim oldu mu, oluruz biz.


'Mutlu. Hatta bir parça da huzurlu.’

şimdi tüm şehir yansın bakalım, benim gibi.

daha geçen gün çevrene baktım. boş tek bir yer bile yoktu. bedenimin nereye gömüldüğü umrumda olmamalı belki. ama ben boş tek bir yerin olmadığını görünce ölümden bile nefret ettim.
seninle aynı evi paylaştığım gibi, yan yana da yatabilmeliydim.
sonra bu şehri boydan boya yaktım.
dünyanın neresine gidersem gideyim, her zaman senin için dönüp geleceğimi bildiğim bu şehri enine, boyuna, dümdüz, kilometrelerce yaktım. haydut gibi.
şimdi tüm şehir yansın bakalım. benim gibi.

Şimdiye kadar hiçbir yerde kendimi tam hissetmedim. Hayatım da hiç yuva kokan bi adamın omzuna da yatmadım.
Dünya yansa, onu görünce okyanusun derinliklerine dalmış gibi de hissetmedim.
Benim omzumdan yükleri alıp, kendi omzuna alan bi adam da tanımadım.
Şu ciğerim sökülür ama, onu görsem bütün ağrılarım diner de demedim, diyemedim.
Bu anlattıkları aşk mı sevgi mi bilemem ama ben hiç birine sevdalanmadım.
Mis gibi sıcak ekmek kokulu bir adama sarılmadım.
Ben, en çok ben yazık ettim.
Kendi hayatıma.
Henüz onu tanımadığımdan.

Pencereyi hafif aralayıp hiç ışığı yanmayan evlere baktım tek tek.
Kim bilir dedim.
Kim bilir şuan kaç insan acı içinde kıvranıyor.
Sigaramdan derin bi nefes alıp gökyüzüne üfledim.
O an yanan sadece sigaram değildi. Bir de ben vardım.
Bir de şu evlerde ağlayarak uyumaya çalışanlar. Gerçekten acı çekenler.
Boyunları bükük olanlar bir de. Boyunları ömür boyu bükük kalacak olanlar.